Istanbullover

Meğer yazmaya pek meraklıymış bizim millet blog işine girince anladım.. Bir çok blogu şöyle bir taradıktan sonra ‘hıh bu ne ya’ diyerek acilen terk ettim.. Sen de benim gibi şöyle bir bakıp gidebilirsin ama ben baştan uyarayım bir kez okudun mu aklın kalır... İster gıcık ol bok at, ister sev... Merakın düşmez yakandan, gene gelir kendini burada bulursun..

Colors of İstanbul

Colors of İstanbul Featured Work

Takip et!

RSS Feed Twitter Facebook

E-bulten

Holden Caulfield’e

Haziran 11th, 2010 admin 2 yorum »

Bilmiyorum nerde kaybettim. Uyandığımda yoktu sadece. Farkında bile değildim üstelik. Hangi ara vazgeçmiştim ondan ve bırakmıştım kendimi yolun akışına, hatırlamıyorum. Hiçbir arkadaşım da dur demedi, kimse anlamadı yokluğunu. Öyle ya, kimse dikkatli bakmaz sana onun gibi.

Sonra, dişlerimi fırçalarken farkettim diş macunumun yıllardır aynı marka olduğunu. En çok da uzun süredir görmediğim insanlara ‘n’olsun aynı işte, iş-güç devam’ demek gücüme gidiyor. Yapmak istediklerim çoktu ama hep beklenen bi’şey vardı. Uçağım bu kadar rötar verse çoktan yoldan dönmüş olurdum.

Film izlerken esas kıza ‘yapma, salak mısın’ diyebiliyordum da aynı hataları ben yaparken anlamıyordum. İfrit oluyorum bu işe.  Ama her zaman geçerli bahanelerim var benim. Zaten hep acelem vardı  ama yine de hiç yetişemedim. Biraz beklesem hâlbuki çok değil biraz öngörebilsem, olasılıklar gerçeğe dönüştüğünde bu kadar şaşırmaz, bu kadar üzülmezdim belki.

Hoşlanmadığım birine, senden hoşlanmıyorum demedim hiç. Sahte gülücükler ardına sakladım pis laflarımı.  Yalan söyleyen birine, Kadir İnanır nidasıyla ‘yalan söylüyorsun!’ diye de haykıramadım mesela. Utandım, kırılmasın kalpler ifademi sundum pişkinliğine karşılık.

Sonra, tutamayacağım sözler verdim, anlarımı kotarmak adına. Zaten kitaplarımı hangi şehirde unuttuğumu da hatırlamıyorum ama  ‘aynı ben’ dediğim kahramanlarımı yolüstü mola yerlerinde bıraktım, eminim. Filmlerle avundum bir süre, etkisi en fazla bir gün devam eden. Fast fooda verdim kendimi. Doymak için yedim bir nevi. Düşünerek zaman kaybedemezdim, hızlı olmalıydım, kaçıramazdım, kaçan her neyse…

Ben dört başı mamur salınırken karşılaştık seninle. Yine fark etmemiştim seni. Malum ne kırmızı vardı üstünde ne de koşuyordun. Öyle sakin, biraz da hüzünlü görünüyordun galiba. Çok sonraları anladım aslında hep hüzünlü durduğunu.

Üzerinden akıp geçemiyordu hayat, ne içinde ne dışında, ne durağan ne de hareketliydin. Sen aslında ne olgundun ne de çocuk.  Yalanı bir türlü öğrenemedin. Vefasız diyemedi kimse sana. Sorumluluk almadın ama almaktan kaçmadın da. Çocukları çok sevdin. Sadece bi’ kaç kadına âşık oldun belki ama hepsi sana âşık olsun istedin. Asiydin, düzene uymadın ama uyumsuz da davranmadın. Gizleyebildiğin kadar meraklıydın.  Acelen yoktu. Yollara basıp geçmedin sadece, her adımının tadına vardın. Vicdanlıydın. Herkesi eleştirdin ama kimseyi kırmadın. Yalnızlığı sevdin ama yalnız kalmak istemedin. Paylaşmayı sevdin. Keşiflerini başkaları da bilsin istedin. Az konuştun ama çok düşündün. Numara yapmadın, olduğun gibi göründün.  Kısaca sen farklıydın. Tanıdığım herkesten farklı.

Kaybettiklerimi hatırladım ben, Holden. Olay mahaline geri dönüp, topladım bir bir saçıldıkları yerlerden. Bundan sonra sen olur musun bilemem, büyüyüp değişir misin onu da bilemem ama ‘sonrakilerin’ senin tesellin olacağına eminim.

koop- island blues

Tags:

Kategori: Tamamen Kişisel


2 yorum to “Holden Caulfield’e”

  1. merve diyor ki:

    kimse bu kadar öenmli ve değerli değil…kendinden başka…

  2. Pınar diyor ki:

    Merve’ye aynen katılıyorum


yorum yaz